Diyelim ki bir sabah uyandım, bir baktım ki Cumhurbaşkanı olmuşum. Külliye hazır, makam aracı hazır, korumalar, protokol, bayrak, her şey tamam. Güzel.
Ama küçük bir sorun var:
Bu devleti kimle yöneteceğim?
Etrafıma baktım, tanıdığım kim var? Komşunun oğlu belediyede çalışıyor, iyi çocuk ama ülke yönetmek başka şey. Amcamın oğlu yıllardır bürokrat, ama onun liyakatle değil, tanıdıkla geldiğini herkes biliyor.
Yani mesele şu:
Liyakatli adam nerede? Kaç tane lazım?
1.Devletin Beyni: 50-100 Kişi
Önce etrafıma bir “beyin takımı” kurmam lazım. Her konuda bana akıl verecek adamlar. Ekonomi çökerse ne yapacağımı bilen, dış politika çuvallarsa kriz yönetebilen, iç siyaseti koklayan, hukuk bilen, teknoloji anlayan insanlar.
Ama öyle “cumhurbaşkanım sen ne dersen o olur” diyenlerden değil.
Karşı çıkan, uyarı yapan, akıl veren insanlar.
Buldun mu? Zor iş.
2.Bakanlıklar: 500-1000 Kişi
Sonra bakanlıklar var. Her biri birer dev gibi. Milli Eğitim Bakanlığı’nı ciddiye alacaksan – ki almalısın – orayı yönetecek ehil kadro şart. Sağlık, Adalet, İçişleri, Enerji… Her biri için onlarca iyi yönetici lazım.
Şimdi çık, 20 bakanlığa toplamda 500-1000 liyakatli insan bul bakalım.
CV’si düzgün, geçmişi temiz, ehliyeti olan insan.
Zor mu? Zor!
3.Veriye Dayalı Karar Ekibi: 100-200 Kişi
Artık öyle “bana göre…” ile ülke yönetilmiyor.
“Bana gelen bilgilere göre…” dönemi geçti.
Veri lazım, analiz lazım, sosyolog, istatistikçi, yapay zekâ uzmanı lazım.
Ama sıkıntı şu: Bu insanların çoğu başka ülkelerde yaşıyor.
Beyin göçü ne olduysa, beyinler göçtü.
Toplam:En az 1000-1500 adam
Yani sevgili okur, işin özü şu:
Cumhurbaşkanı olsam, en az bin–bin beş yüz liyakatli adama ihtiyacım var. Öyle “reisçiyim” diyenle bu iş olmaz.
Devlet, sadakatle değil, liyakatle yönetilir.
Son soru:
Peki bugün bu ülkede, bir Cumhurbaşkanı etrafına 1000 liyakatli adam toplayabilir mi?
Toplayabilseydi, zaten bu halde olur muyduk?
