Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Halil FERAH
Halil FERAH

Pazar sabahını geri al!

Eskiden pazar sabahlarının bir anlamı vardı. Uyanınca ilk yapılan şey kahve suyunu koymak, ardından hafif bir müzik açıp pencereyi aralamaktı. Kuş sesleri eşliğinde bir kitabın ilk sayfasını çevirmek… Dünyayla barış hâlinde geçirilen sade ve sahici saatler.

Şimdi?
Şimdi ilk yaptığımız şey: Telefona uzanmak. Henüz gözümüzü tam açmamışken haber siteleri, sosyal medya, mesajlar… Bir kaza haberi, arka arkaya düşen yangın görüntüleri, sonra biraz siyaset, biraz linç kültürü, biraz da influencer’ların sabah motivasyonları… Kahve hâlâ aynı kahve belki, ama sinir sistemi artık o eski sinir sistemi değil.

Bir yanda kitap kapağına uzanmak var, diğer yanda ekranı kaydırmak. Ve elimiz, neredeyse her zaman ikinciyi seçiyor. Çünkü artık huzur, bize “anlamsız” geliyor. Sanki boş kalırsak bir şey kaçıracağız. Sanki dünyayı biz kurtaracağız. Ya da en azından olan bitene çok hâkim olmamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz. Hâlbuki günün sonunda ne dünyayı kurtarıyoruz ne de ruhumuzu.

Bu, yalnızca kişisel bir tembellik meselesi de değil. Bu bir çağ problemi. Bir kuşağın, huzurla olan bağının koptuğu yer burası. Ve asıl trajikomik olan, insanların artık bu gerilimi bir başarı ölçütüne dönüştürmüş olması. Sürekli meşgulsen, sinirlerin sürekli tetikteyse, günün her saati bir şeylere tepki veriyorsan—demek ki “güncel”sin. Demek ki “farkındasın.” Ama bu farkındalık seni ne yapıyor? Daha bilinçli mi? Hayır. Daha öfkeli, daha yorgun, daha tahammülsüz biri hâline getiriyor.

Pazar sabahını bile kendimize çok görüyoruz.

Geçenlerde bunu fark ettim. Dedim ki: “Yeter.”
Bir sabah sadece kendime ait olsun istedim. Kahveyi yaptım. Telefonu sessize alıp başka odaya bıraktım. Kitabımı aldım, pencereyi açtım. Kuşlar hâlâ oradaydı. Güneş hâlâ pencere kenarından içeri sızıyordu. Dünya o kısa sürede değişmedi ama ben biraz değiştim. Kalbim, içimden geçen kelimeleri duyar gibi oldu. Başkasının değil, kendi sesimi.

Kitabın ilk cümlesine dönebilmek… Bir karakterin dünyasına karışmak… Kahvenin buharında kaybolmak. Bunlar hâlâ mümkün. Ama cep telefonuna direnme gücün kaldıysa. Yani kendi zihnine biraz güvenin, biraz da saygın varsa.

Bazen düşünüyorum da, dijital dünyada bu kadar boğulmasaydık, belki insanlar bu kadar gergin olmazdı. Belki trafikte daha az korna çalınırdı. Belki sosyal medya bu kadar nefret saçmazdı. Belki insanlar bir pazar sabahı sadece pazar sabahı gibi davranmayı öğrenebilirdi. Biraz susarak, biraz yavaşlayarak, biraz da hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını fark ederek.

Çünkü bazen iyi bir pazar sabahı, dünyayı kurtaramaz.
Ama seni senden kurtarabilir.


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER