Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Öğretmenin Hikayesi: Zirveyi Değil, Zirveye Giden Yolu Seviyorum

Köksal LADİK Kastamonu’nun Küre Dağları’nda anneannesinin peşinden inek otlatmaya giden
  • Köksal LADİK

Kastamonu’nun Küre Dağları’nda anneannesinin peşinden inek otlatmaya giden 5-6 yaşındaki küçük kız çocuğu, yıllar sonra dünyanın en yüksek ve etkileyici dağlarından Fuji’nin zirvesinde Türk bayrağını açan bir dağcıya dönüştü. Bursa’da 6 yıldır matematik öğretmenliği yapan Kübra Batumluoğlu için dağlar yalnızca zirvelerden ibaret değil; hayatı, sabrı, mücadeleyi, özgürlüğü ve insanın kendisini yeniden keşfetmesini öğreten eşsiz bir okul…

KÜRE DAĞLARI’NDAN BAŞLAYAN BİR TUTKU
Kastamonu doğumlu olan ve yaklaşık 6 yıldır Bursa’da matematik öğretmeni olarak görev yapan Kübra Batumluoğlu’nun doğaya ve dağlara olan tutkusu aslında son yıllarda ortaya çıkmış bir merak değil.
Onun hikâyesi, daha çocukluk yıllarında Kastamonu’nun Küre Dağları’nda başladı.
Sabahın erken saatlerinde anneannesiyle birlikte dağlara gitmek isteyen 5-6 yaşlarındaki küçük Kübra, geceden pazarlık yapıyor, “Beni de götür” diyerek heyecanla sabahı bekliyordu.
İnekleri otlatmak belki görünen bahaneydi ama onun için asıl mesele dağa çıkmaktı.
Bugün yıllar sonra geriye dönüp baktığında, o küçük kız çocuğunun aslında içinde büyüyen büyük bir doğa tutkusunun ilk izlerini taşıdığını düşünüyor.

“DOĞAYI SEVİYORUM” DEMEK YETMİYOR
Kübra Batumluoğlu için doğa, şehir hayatının karmaşasından uzaklaşılan sıradan bir kaçış noktası değil.
Günlük yaşam içerisinde insanların farklı rollere büründüğünü anlatan Batumluoğlu öğretmen, arkadaş, evlat, anne, baba ve daha birçok sorumluluğun insanı sürekli bir şeylere yetişmeye, düşünmeye ve plan yapmaya zorladığını söylüyor.
Şehir hayatının insanın dikkatini sürekli farklı yönlere çektiğini ifade eden Batumluoğlu, doğanın içerisinde ise bütün bu karmaşanın sadeleştiğini belirtiyor.
Ve doğa ona çok önemli bir soru sorduruyor:
“Ben bütün bu unvanlarım ve günlük telaşlarım dışında kimim?”
Bu nedenle onun için “Doğayı seviyorum” cümlesi bile yeterli değil.
Onun doğayla kurduğu ilişkiyi en iyi anlatan cümle ise şu:
“Ben kendimi doğanın içinde buluyorum ve bunu seviyorum.”

KADERİN KÜÇÜK BİR TELEFON KONUŞMASIYLA DEĞİŞTİĞİ AN
Kübra Batumluoğlu’nun dağcılık serüveni ise yaklaşık üç yıl önce Bursa’da toplu taşımayla okula giderken yaşadığı tesadüfi bir karşılaşmayla başladı.
Yanında oturan arkadaşı Melek’in, hafta sonu doğa yürüyüşü düzenleyen bir dağcılık kulübünden arkadaşıyla yaptığı telefon konuşmasına kulak misafiri oldu.
Kendisinden özür dileyerek sohbete dahil olan Batumluoğlu, aslında doğayla ve yürüyüşlerle ilgili bir arayış içerisinde olduğunu ancak nereden başlayacağını bilmediğini söyledi.
Melek yalnızca kulüp isimleri vermekle kalmadı, onu hafta sonu yapılacak yürüyüşe de davet etti.
Böylece Kübra’nın hayatını değiştirecek yolculuğun ilk adımı atılmış oldu.

ZOR ZAMANLARDA KARŞISINA ÇIKAN ELİF
Batumluoğlu, hayatının zor bir döneminde katıldığı ikinci yürüyüşte ise başka bir tesadüfle Elif isimli bir doğaseverle tanıştı.
Tek başına katıldığı yürüyüşte, uzaktan kendisine gülümseyen Elif ile kısa süre içerisinde koyu bir sohbetin içerisinde buldu kendisini.
“Dağcılığa ilgin olduğunu ama ekstrem bir spor olması nedeniyle cesaret edemediğini söylediğinde ne oldu?” sorusuna verdiği cevap ise adeta hikâyenin dönüm noktasıydı ve
Kübra’nın hayatında yeni bir kapı açtı.
Bu tanışmanın ardından Nokta Dağcılık Spor Kulübü ile yolları kesişti ve Yaz Dağcılık Eğitimine başvurdu.
Eğitimler ilerledikçe dağcılığın risklerini daha iyi tanıyan Batumluoğlu, doğru eğitim, dikkat ve kontrollü hareket edildiğinde bu sporun sanıldığı kadar korkutucu olmadığını gördü.İLK ZİRVE: ULUDAĞ
Kübra Batumluoğlu’nun zirve defterindeki ilk kayıt 19 Mayıs 2024 tarihinde Uludağ zirvesiyle açıldı.
Bu zirve onun için yalnızca bir dağın tepesine ulaşmak değildi.
Bir anlamda çocuklukta başlayan doğa tutkusunun, yıllar sonra gerçek bir dağcılık hikâyesine dönüşmesiydi.
Ardından rotası Aladağlar’a çevrildi.
Büyük Demirkazık ve Emler zirveleri, ardından Erciyes ve Hasan Dağı kış zirveleri geldi.
Her zirve, ona yalnızca yükseklik kazandırmadı.
Her tırmanışta kendisi hakkında yeni bir şey öğrendi.

“BEN ZİRVEDEN ÇOK ZİRVEYE GİDEN YOLU SEVİYORUM”
Batumluoğlu, dağların kendisine öğrettiklerini anlatırken aslında dağcılığın hayatın küçük bir modeli olduğunu söylüyor.
Saatler süren eğimli arazilerde tırmanırken pes etmemeyi öğrendiğini, zorlu kış şartlarında doğru zamanda doğru karar vermenin önemini fark ettiğini belirtiyor.
Dağlar ona sabrı öğretiyor.
Mücadeleyi öğretiyor.
Sessizliği öğretiyor.
Ve belki de en önemlisi, insanın her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul etmesini sağlıyor.
Bu nedenle onun için zirvenin kendisinden daha değerli olan bir şey var:
Zirveye giden yol.
“Dolayısıyla ben zirveyi değil, aslında zirveye giden yolu seviyorum. Bu yol bana özgür olmayı, mücadele etmeyi, sessizliği ve her şeyi kontrol edemeyeceğimi kabul etmeyi öğretti.”

FUJİ: DÜNYANIN ÖTEKİ UCUNDA TÜRK BAYRAĞI
Kübra Batumluoğlu’nun dağcılık hikâyesinin en özel sayfalarından biri ise Japonya’da açıldı.
Aylar öncesinden rezervasyonunu yaptığı Fuji Dağı tırmanışı için yola çıktığında tanıdığı hiç kimse yoktu.
Rehberi ve gruptaki diğer katılımcıların tamamı Japondu.
Ancak tırmanıştan birkaç gün önce telefonuna gelen bir bildirim bütün planlarını yeniden düşündürdü.
Çıkacağı rotada bir kişinin, ayrıca bir dağ evinde de bir kişinin hayatını kaybettiğini öğrendi.
Üstelik tırmanış günü için hava tahminleri de olumlu değildi.
Bu haberler ister istemez büyük bir tedirginlik oluşturdu.
Fakat Batumluoğlu, gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra tırmanışa devam etme kararı aldı.2 SAATLİK YOLCULUK, BİNLERCE METRELİK TIRMANIŞ
Grup, Tokyo’dan Fuji Dağı’na yaklaşık iki saatlik otobüs yolculuğuyla ulaştı.
Fujinomiya rotasında 5. istasyondan başlayacak tırmanış öncesinde rehber gerekli bilgilendirmeleri yaptı.
Batumluoğlu burada Miki ve Nahakgo ile tanıştı.
Ancak yaklaşık 2.500 metre rakıma ulaştıklarında başlayan sağanak yağış ve dolu, tırmanışı oldukça zorlaştırdı.
Yaklaşık bir saat süren yağış nedeniyle kıyafetlerinin bir bölümü ıslandı.
Dağcılıkta bunun ciddi bir risk oluşturabileceğini belirten Batumluoğlu, rakım yükseldikçe düşen sıcaklık ve artan rüzgârın ıslak kıyafetlerle birleşmesinin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Bütün zorluklara rağmen grup 3.400 metredeki dağ evine ulaştı.
Islanan kıyafetler değiştirildi.
Gece saat 02.00’de başlayacak zirve etabı için dinlenmeye geçildi.

SAAT 04.00: FUJİ ZİRVESİ
Gece saat 02.00’de zirve yolculuğu yeniden başladı.
Bu kez yağış yoktu.
Ancak zirveye yaklaştıkça rüzgâr şiddetini artırdı.
Saat 04.00 sıralarında Fuji zirvesine ulaştılar.
Hava sıcaklığı yaklaşık 3 dereceydi.Batumluoğlu, Fuji’nin Honei Krateri çevresinde ilerlerken açık gökyüzünde bulutların üzerinden yükselen güneşi görmeyi hayal etmişti.
Ancak sis buna izin vermedi.
Zirvede fotoğraf çektirmek ise başlı başına başka bir mücadeleydi.
Çünkü uzun bir sıra vardı.
Yaklaşık yarım saat bekledi.
Ama bu bekleyişin özel bir nedeni vardı.
Çantasından çıkardığı Türk bayrağını Fuji’nin zirvesinde açacaktı.

“BU HANGİ ÜLKENİN BAYRAĞI?”
Ve beklenen an geldi.
Fuji’nin zirvesinde Türk bayrağı açıldı.
Bayrağı gören Japon bir dağcı, hangi ülkenin bayrağı olduğunu sordu.
Batumluoğlu büyük bir gururla:
“Türkiye.”
dedi.
Karşılığında duyduğu ilk kelime ise onu şaşırttı:
“Kapadokya.”
Japonya’nın Fuji Dağı’nda, Türkiye’nin binlerce kilometre uzağında, iki ülkenin insanlarını aynı anda buluşturan küçük ama anlamı büyük bir an yaşandı.

FUJİ’NİN ZİRVESİNDE TÜRK LOKUMU
Saat 05.30 sıralarında dönüş başladı.
Dağ evine yeniden ulaştıklarında ise Batumluoğlu’nun çantasında taşıdığı küçük bir sürpriz vardı:
Türk lokumu.
Lokumu rehberine verdi.
Rehberi bunun ne olduğunu sordu.
Batumluoğlu, su, şeker ve nişastayla yapılan geleneksel Türk tatlısı olduğunu anlattı.
Sonrasında ise unutulmayacak bir görüntü ortaya çıktı.
Japon rehber, Türk lokumunu chopstick kullanarak yemeye başladı.
Batumluoğlu bu renkli anı cep telefonu kamerasıyla kayda aldı.
Bir dağın zirvesinde Türk bayrağı, dönüşte ise Japonya’da chopstick ile yenilen Türk lokumu…
Fuji yolculuğu onun için yalnızca bir tırmanış değil, aynı zamanda kültürler arasında kurulan küçük ama anlamlı bir köprüye dönüştü.

KIRGIZİSTAN’IN DAĞLARINDA ÖZGÜRLÜĞÜN PEŞİNDE
Fuji macerası, Batumluoğlu’nun doğa yolculuğunun yalnızca bir durağı.
Geçtiğimiz yıl Kırgızistan’a gerçekleştirdiği yolculuk da onun hafızasında özel bir yere sahip.
Göğe uzanan dağları, uçsuz bucaksız vadileri, yüksek geçitleri, atları, göçebe yaşamı ve yurtlarıyla Kırgızistan’ın bambaşka bir dünyaya açılan kapı olduğunu ifade ediyor.
Ala Arça Milli Parkı’nın sarp dağları, Koltor Gölü’nün turkuaz rengi ve Karakol Vadisi’nin sonsuzluğa uzanan patikaları arasında yürürken doğayla kurduğu bağın yalnızca güzel manzaraları seyretmekten ibaret olmadığını bir kez daha anlamış.
Kırgızistan’ın uçsuz bucaksız coğrafyasında attığı her adım, doğayla arasındaki bağı biraz daha güçlendirmiş.
Ve kendisini hiç olmadığı kadar özgür hissetmiş.

DAĞLARDA KAZANDIĞINI SINIFINA TAŞIMAK İSTİYOR
Kübra Batumluoğlu’nun hikâyesini özel kılan belki de yalnızca tırmandığı zirveler değil.
O aynı zamanda bir matematik öğretmeni.
Dağlarda öğrendiklerini yalnızca kendisine saklamak istemiyor.
Doğanın kendisine iyi geldiğini fark ettikten sonra sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla başkalarına da ilham olmaya başlayan Batumluoğlu, bir öğretmen olarak çok daha büyük bir sorunun cevabını aramaya başladı:
“Doğa sevgisini çocuklara nasıl aktarabilirim?”
Bu sorunun cevabını ise bir tohum benzetmesiyle anlatıyor.
“Nasıl tohumları toprağa serptiğimizde yeşerip çiçek açıyorsa, güzel vatanımızın geleceği olan çocukları da doğaya serpelim ki doğayla kurdukları bağ sayesinde yeşerip çiçek açsınlar.”

“ÇOCUKLAR TOPRAĞA BASMALI”
Teknolojinin ve ekranların hayatın her alanını kuşattığı günümüzde çocukların doğayla temasının giderek azalmasından endişe eden Batumluoğlu, çocukların yalnızca ekran karşısında pasifleşen bireyler olmaması gerektiğine inanıyor.
Onların;
toprağa basmasını,
yorulmasını,
üşümesini,
merak etmesini,
keşfetmesini
ve kendi başına bir şey başarmanın mutluluğunu yaşamasını
istiyor.
Çünkü ona göre doğa, çocuklara yalnızca ağaçları, çiçekleri, dağları ve hayvanları öğretmiyor.
Doğa aynı zamanda sabretmeyi, mücadele etmeyi, sorumluluk almayı, karar vermeyi, paylaşmayı ve başarısız olduğunda yeniden denemeyi öğretiyor.

MATEMATİK SINIFINDAN DAĞLARIN ZİRVESİNE
Kübra Batumluoğlu’nun hayatında matematik ve dağcılık ilk bakışta birbirinden çok farklı iki alan gibi görünebilir.
Bir tarafta sayılar, denklemler, problemler ve sınıflar…
Diğer tarafta kayalar, patikalar, zirveler, yağmur, kar ve rüzgâr…
Ancak onun hikâyesinde bu iki dünya aslında aynı noktada buluşuyor:
Sabır ve mücadele.
Bir matematik problemini çözmek için nasıl adım adım ilerlemek gerekiyorsa, bir zirveye ulaşmak için de aynı sabır gerekiyor.
Zirveye bir anda ulaşılmıyor.
Adım adım…
Bazen yorularak, bazen bekleyerek, bazen geri dönmeyi düşünerek ama sonunda yeniden yürüyerek…

“DAĞLAR BENİM İÇİN BİR OKUL”
Kübra Batumluoğlu için dağlar yalnızca tırmanılan coğrafi yükseltiler değil.
Dağlar onun için birer öğretmen.
Birer hayat okulu.
Sessiz ama çok şey anlatan bir okul…
Her zirve ona başka bir şey öğretiyor.
Bazen sabrı…
Bazen korkuyla baş etmeyi…
Bazen doğru zamanda karar vermeyi…
Bazen vazgeçmeyi değil, ne zaman duracağını bilmeyi…
Ve bazen de insanın kendi sınırlarını yeniden keşfetmesini…
Bu nedenle Batumluoğlu’nun dağlara bakışı, sıradan bir “doğa tutkusu” tanımının çok ötesine geçiyor.

ASIL ZİRVE İNSANIN KENDİSİNİ BULMASI
Kastamonu’nun Küre Dağları’nda anneannesinin peşinden gitmek isteyen küçük kız çocuğundan, Uludağ’ın zirvesine çıkan genç bir dağcıya…
Aladağlar’dan Erciyes ve Hasan Dağı’na…
Kırgızistan’ın sarp vadilerinden Japonya’daki Fuji Dağı’nın zirvesine…
Kübra Batumluoğlu’nun yolculuğu aslında yalnızca kilometrelerle ve metrelerle ölçülebilecek bir yolculuk değil.
Bu, insanın kendi içine doğru yaptığı bir yolculuk.
Belki de bu nedenle onun hikâyesindeki en anlamlı cümle, zirvelerin yüksekliğini değil, insanın kendisini anlatıyor:
“Ben zirveyi değil, zirveye giden yolu seviyorum.”
Çünkü bazı insanlar için zirve, yolculuğun sonudur.
Kübra Batumluoğlu içinse zirve, yeni bir yolculuğun başlangıcıdır.
Ve belki de yıllar önce Kastamonu’nun Küre Dağları’na gitmek için anneannesiyle pazarlık yapan o küçük kız hâlâ içindedir.
Tek farkla…
O küçük kız artık büyüdü.
Elinde matematik kitapları, sırtında dağ çantası, kalbinde doğa sevgisi ve zirvelerde dalgalanan Türk bayrağıyla yoluna devam ediyor.
Çünkü onun için dağlara çıkmak, yalnızca yükseğe çıkmak değil; insanın kendisine biraz daha yaklaşmasıdır.

İnegöl Belediyesi tarafından düzenlenen Gastronomi Festivali’nde 100 yemek stantın yer
Sıradaki Haber İnegöl Gastronomi Festivali’nde Lezzet Şöleni: İnegöl Mutfağı Türkiye Vitrinine Çıktı