Yüz iki yıl…
Bir devletin değil, bir zihniyetin yaşı aslında.
Bir milletin “artık kendi kaderini kendi çizeceğim” dediği dönemin üzerinden tam 102 yıl geçti.
Ama bugün, dönüp baktığımızda o mirası sadece kutluyor muyuz, yoksa yavaş yavaş mirasyedi gibi mi tüketiyoruz?
Kurtuluş Savaşı, silahla kazanılan bir bağımsızlıktan fazlasıydı.
O savaş, “kayıtsız şartsız milletin olacak” denilen egemenliğin kanla yazıldığı bir manifestoydu.
Anadolu’nun yorgun köylüsünden, cepheye mermi taşıyan kadınlardan, harap şehirlerden çıkan bir mucizeydi bu.
Ve o mucizeyi kalıcı kılan şey, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’ti.
Atatürk ve arkadaşları, sadece bir yönetim biçimini değil, bir yaşam ilkesini kurdular.
Cumhuriyet, “ben bilirim” diyen padişaha karşı “biz karar veririz” diyen halkın iradesidir.
“Benim kulum” anlayışına karşı “benim yurttaşım” diyen aklın eseridir.
O yüzden Cumhuriyet, sadece bir takvim günü değil; her sabah tekrar hatırlanması gereken bir duruştur.
Ama bugün bu duruş, ciddi bir sınavdan geçiyor.
Çünkü Cumhuriyet’in temeli olan “laiklik”, “hukuk devleti”, “liyakat” gibi kavramlar birer süs eşyasına dönüştürüldü.
Sözde kutlamalar yapılıyor, nutuklar atılıyor, bayraklar asılıyor ama aynı zamanda eğitimde tarikatların, yönetimde sadakatin, yargıda talimatın egemenliği sessizce büyüyor.
Bu çelişki, Cumhuriyet’in sadece kâğıt üzerinde kaldığı anların resmidir.
Atatürk’ün “muasır medeniyet” hedefi, bir süredir “çağdaşlık” değil “çağ dışılık” üzerinden tanımlanıyor.
Kendimizi hâlâ yüz yıl önceki ilericiliğin gölgesinde avutuyoruz.
Oysa 21. yüzyılda bir Cumhuriyet’i yaşatmak, geçmişe övgüyle değil, bugüne cesaretle bakmayı gerektirir.
Cumhuriyet, sadece “kurulduğu” için var olamaz; yaşatıldığı sürece vardır.
Bu da “ben Atatürkçüyüm” demekle değil, o mirasa yakışır bir toplumu inşa etmekle olur.
Kadının eşit olmadığı, gençlerin umutsuz olduğu, liyakatin yerini sadakatin aldığı bir ülkede “Cumhuriyet 102 yaşında” demek, sadece bir sayıdan ibarettir.
Gerçek soru şudur:
Biz bugün Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’in hangi parçasını koruyabiliyoruz?
Hangi kurumumuz, hangi değerimiz, hangi ahlaki ölçümüz hâlâ o mirasın ruhuna uygun?
Cumhuriyet’i kutlamak kolaydır.
Zor olan, o Cumhuriyet’in yurttaşı olmaktır.
Ve yurttaş olmak, hakkını aramak, haksızlığa karşı durmak, bilimi savunmak, çocuklarına çağdaş bir ülke bırakmakla mümkündür.
Atatürk o nedenle demişti:
“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz.”
Bugün o “sizler” biziz.
Ve eğer bu ülke hâlâ ayaktaysa, o bir imzanın değil, bir iradenin gücüdür.
