Pazar sabahı şöyle bir kahve koyayım dedim, niyetim huzurlu bir yazıydı. Ama nerede o huzur? Gündem beynimin içinde halay çekiyor.
Hafta boyunca ne olduysa birbirini ezdi geçti.
Ormanlar yandı, şehit haberleri geldi, unuttuk.
Kamu işçileri grev dedi, grev ertelendi, anlaşma çıktı, hatırlayan yok.
Enflasyon açıklandı, hayat pahalılığı sürdü, gündem bile olmadı.
Sonra sahneye “sahte diploma” girdi.
Sahnesi, oyuncusu, figüranı bol bir oyun.
İmamoğlu’nun diplomasını iptal eden kurulun üyelerinin kendi diplomaları tartışmalıymış.
Kimin sahte, kimin gerçek olduğu artık sadece YÖK’ün değil; halkın da umurunda değil.
Araya bir Fatih Altaylı videosu sıkıştı. Kanalı kapatılacakmış.
Duyan “o da bir şey mi” dedi geçti.
Zira artık hiçbir haberin ömrü 24 saati geçmiyor.
Gündem değil, bildiğin zaman aşımı yarışı.
Son vuruş ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın diplomasıydı.
Gündeme bomba gibi düştü, patladı mı? Pek sayılmaz.
Millet artık “kim ne mezunu” değil, “diplomasızsa bari düzgün olsun” noktasında.
Yani kısaca:
Haberler ya gerçek değil ya da gerçek olanı artık kimse umursamıyor.
Kafayı toparlayıp sakin bir Pazar yazısı yazmak?
Ne mümkün.
Yastık Altı Hikayesi: “Gerçek Diploma”
Köyde bir çoban vardı. Ne okula gitmişti ne de diplomayı görmüştü.
Ama herkes ona güvenir, sözünü senet sayardı.
Bir gün oğluna iş için diploma gerekti.
Oturdu, kalemi aldı, yazdı:
“Hayat Üniversitesi, Dürüstlük Fakültesi, İnsanlık Bölümü mezunudur.”
Altına da şunu ekledi:
“Kâğıtlar yanar, karakter kalır.”
Bazen en sağlam diploma, insanın kendisidir.
Evet, gündem karmakarışık. Haberler hızla akıyor, hiçbir şey zihnimizde uzun kalamıyor. Ama belki de bu zamanlarda en çok ihtiyacımız olan şey, yavaşlamak. Küçük hikâyelere, sade insanlara, sıradan ama samimi gerçeklere kulak vermek.
İşte tam da bu yüzden, bu Pazar da bir yastık altı hikâyesiyle bitsin istedim. Çünkü bazen, en büyük sükûnet bir bardak çayda, bir çocuğun gülüşünde ya da duvarda asılı duran sahici bir diplomanın altında gizlidir.