Çocukken herkesin kulağına fısıldanan o meşhur öğütle başlayalım:
“Oku, adam ol.”
Biraz daha fantezili olanı ise şöyleydi:
“Oku baban gibi eşek olma.”
Bu cümlede virgülü nereye koyduğunuza göre ya babanızı eşek ilan edersiniz ya da okumayanları. Türkiye’nin dil oyunlarını severiz ama konu diplomaya gelince, artık oyun falan kalmadı.
Çünkü bu ülkede diploma sadece bir kâğıt parçası olmaktan çıktı.
Artık siyasi tartışmaların, mahkeme kararlarının, yolsuzluk hikayelerinin, hatta memur skandallarının merkezinde.
Cumhurbaşkanı’nın diploması: Yıllardır süren bir soru
Bakın, Recep Tayyip Erdoğan 2003’ten bu yana ülkeyi yönetiyor. Başbakan oldu, sonra Cumhurbaşkanı. Arada sistem değişti, anayasa değişti, ekonomi değişti, ama bir şey değişmedi: diploması var mı, yok mu tartışması.
YÖK diyor ki “Var.”
Marmara Üniversitesi diyor ki “Arşivimizde.”
Tamam da, neden hâlâ toplumun aklında bu kadar şüphe var?
Çünkü ortaya konulan belge, kamuoyunun gözünü doyurmuyor.
Sorular net, ama cevaplar flu.
Bu fluluk da ister istemez “acaba mı” dedirtiyor.
Bu memlekette bir lisans diplomasını bulmak, milyar dolarlık yolsuzluğu ispatlamaktan daha zor hale geldiyse, orada herkesin bir durup düşünmesi gerekir.
İmamoğlu’nun diploması da şaibeli mi?
Geçtiğimiz haftalarda Ekrem İmamoğlu’nun diploması sistemde “iptal” olarak göründü. Kıyamet koptu.
YÖK hemen açıklama yaptı: “Teknik bir hata.”
Peki o hata neden İmamoğlu’nun diplomasında oldu da Ahmet’in, Mehmet’in diplomasında olmadı?
Ya da şöyle soralım:
Teknik hata mı, siyasi manevra mı?
Eğer bu ülkede sistemden bir belediye başkanının diploması bir günde silinebiliyorsa, o zaman “sisteme” neden güvenelim?
Sahte diplomalar, sahte kadrolar
Asıl bomba sonra patladı:
Sahte diplomayla devlet kadrolarına giren memurlar.
Bir bakıyorsunuz, adamın ilkokul diploması bile yok ama yıllardır öğretmenlik yapmış.
Bir başkası, sahte e-imzayla üst düzey görev almış.
KPSS’ye girmemiş, sınavda ter dökmemiş, ama devletten maaş almış.
Burada mesele sadece sahte diploma değil.
Burada mesele bu kişileri oraya yerleştiren sistemin ta kendisi.
Peki biz niye okuduk?
Bu noktada herkesin içinden aynı soru geçiyor olabilir:
“Peki biz niye okuduk?”
Sabahlara kadar ders çalışan gençler…
Ailesi kredi çekip çocuğunu okutan anne babalar…
KPSS’ye hazırlanıp hâlâ iş bulamayan yüzbinlerce üniversite mezunu…
Bunların hepsi bu sistemin “gerçek diplomalı mağdurları.”
Diğer tarafta ise:
Tanıdıkla iş bulanlar…
Sahte belgeyle maaş alanlar…
Kopyayla kadro kapanlar…
Onlar da bu sistemin “gerçek sahtekârları.”
Artık diploma değil, torpil konuşuluyor
Bir ülkede diploma bu kadar tartışılır hale geldiyse, orada “liyakat” kelimesi sadece TDK sözlüğünde yaşar.
Artık kimse “Ne okudun?” diye sormuyor.
Onun yerine:
“Kim tanıyor seni?”
“Kim referans oldu?”
“Kim torpil yaptı?”
diye soruluyor.
Yani biz diplomayı artık bilgiye ulaşmanın simgesi olarak değil, güce ulaşmanın anahtarı olarak görüyoruz.
Güveni kaybedersen, her şeyi kaybedersin
Diploma bir güven belgesidir.
Devlet, vatandaşına şunu söyler:
“Bu kişi eğitimini tamamladı, sınavlarını verdi, hak etti.”
Ama eğer o belge sahteyse…
Eğer o belgeyle kandırılmışsak…
Eğer gerçek diplomalı dışlanıyorsa…
O zaman ortada ne devlet kalır, ne kurum itibarı, ne de gelecek umudu.
Bu yüzden mesele tek tek kişilerin diploması değil.
Mesele, sistemin kendisine duyulan güven.
Ve maalesef, o güven artık mezun değil.