Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Halil FERAH
Halil FERAH

Omerta: Sessizliğin Bedeli

Sicilya mafyasının en temel kuralı nedir diye sorsanız, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Tek kelime yeter: Omerta.
Türkçesiyle: Sessizlik yemini.

Ama öyle basit bir “ben konuşmam” değil bu. Ölümle, sadakatle, korkuyla, bazen de utançla yoğrulmuş bir yemin. Konuşan, yaşatılmaz. Anlatan, affedilmez. Aile sırları mezara kadar gider. Ve bunu bozanın mezarı, genellikle biraz erken kazılır.

Geçtiğimiz günlerde bir belgeselde rastladım. Sicilya’nın tozlu sokaklarında geçen, gerçek olaylardan esinlenilmiş bir hikâye anlatılıyordu. İzin verin, size aktarayım:

Bir çocuğa sessizlik öğretilirse…

1950’lerin başı, Palermo.
11 yaşındaki Antonio Moretti, o dar sokaklarda büyüyen, hayatı kenarından değil, tam ortasından öğrenen çocuklardan biri. Babası, dönemin ünlü mafya liderlerinden Don Salvatore’nin sağ kolu. Ne demek olduğunu siz tahmin edin.

Bir gece, evlerinin önünde duran siyah bir araçtan inen adamlardan biri, babasına baş selamı veriyor. Antonio’nun babası, gözünün içine bakarak şu cümleyi kuruyor:

“Ne olursa olsun, konuşmayacaksın. Bu, Omerta’dır.”

O gece babası bir daha eve dönmüyor.

Antonio sessiz kalıyor. Çünkü öğretilen bu: Konuşmak, ihanetin ilk adımıdır.
Ama içindeki soru büyüyor: “Babam neden öldü?”

Yıllar geçer, acı kalır

Antonio büyüyor, mafya içinde yükseliyor, sonunda Don’un sağ kolu oluyor. Tam babasının eski pozisyonunda. Bir gün, çocukluk arkadaşı Luca polis tarafından yakalanıyor. Aradan geçen aylar sonunda haber geliyor:
Luca konuşmuş.
Aileyi ele vermiş. Suçları anlatmış. Kutsal sırları ifşa etmiş.

Karar hızlı: Omerta bozulduysa, ceza kesilir.
Ve infaz görevi, Antonio’ya veriliyor.

Düşünün, çocukluk arkadaşınızı, kardeşiniz kadar yakın birini, sırf konuştu diye öldürmek zorundasınız.
Sadece konuştuğu için. Sadece, yaşamak istediği için.

Sessizliğin içinde yankılananlar

Antonio görevini yapıyor. Arkadaşını öldürüyor.
Yıllar geçiyor. Don oluyor. Güçleniyor. Ama her gece rüyasında aynı sesi duyuyor:
“Ne olursa olsun, konuşmayacaksın.”

İşte Omerta’nın bedeli bu.

Sadakat uğruna vicdanından vazgeçmek. Sessizlik uğruna sevdiklerini yitirmek.
Bazılarının gözünde bu bir erdem. Ama bana sorarsanız, bu bir lanet.
Çünkü insan bazen konuşmadığı için ölmez, yaşarken çürür.

Türkiye’de de zaman zaman bu tür “sessizlik yeminlerine” rastlıyoruz. Adına bazen “dava arkadaşlığı” deniyor, bazen “aile geleneği.” Ama içerik değişmiyor:
Korku, çıkar ve suç… Sessizlikle mühürlenmiş ilişkiler…

Kim bilir, belki de bir gün biz de kendi Omerta’mızla yüzleşiriz.
O zaman şu sorunun cevabını vermek gerekecek:

Konuşmadığın için mi yaşıyorsun, yoksa konuşamadığın için mi ölüyorsun?


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER






Verified by MonsterInsights