Bakın, en baştan söyleyeyim: Ben ekonomist değilim. Zaten olsaydım da son iki yılda öğrendiğim hiçbir şeyin çalışmadığını görüp mesleği bırakırdım.
Tanjant, kotanjant falan beni aşar. Ben klasik yöntemle hesap yaparım: Toplarım, çarparım, bölerim. Hatta çarşamba pazarında elma seçerken bile kafadan işlem yaparım.
Ama ne yaparsam yapayım, Sayın Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı o kişi başı milli gelir var ya, hani şu 503 bin 76 TL…
İşte o rakam benim kafamdaki hesapla, cüzdanımdaki gerçeklerle bir türlü örtüşmüyor.
Önce şöyle bir kendime baktım:
Emekli maaşı 16.881 TL. Hadi buna şükür diyelim, çünkü hâlâ “bayram ikramiyesi” diye gönül alınıyor.
Aylık bu. Yıllık ne yapar? Topluyorum, çarpıyorum: 202.572 TL.
Yahu arkadaş, bu nasıl ortalama?
Demek ki birileri yılda 800 bin, belki 1 milyon kazanıyor ki, ortalama 500 bin oluyor.
E şimdi dönüp sormaz mıyım?
Kim bu “kişi”?
Hani şu “kişi başı milli gelir”de ortalamayı fırlatan o kişi…
Ben değilim, eşim değil, çocuklar desen asgari ücrette. Komşuya sordum, o da değil.
Anlaşılan biz aynı ülkede yaşıyoruz ama farklı gelir gruplarında değil, farklı galaksilerdeyiz.
Yetkililer bu rakamları açıklarken hep “büyüme, kalkınma, kişi başı gelir” üçlüsünü yan yana getiriyor.
Ama işin içinde bir gariplik var:
Bu kişi başı milli gelir, sanki bizim başımızdan değil, birilerinin kasasından geçiyor.
İşin daha ilginç tarafı şu:
Bu rakam açıklandığında alkışlayanlar da var. Gerçi onlar genelde bir CEO koltuğunda oturuyor ya da en kötü ihtimalle bir holdingin danışma kurulunda.
Yani ortalamayı yükselten grup.
Ama ben sabah markete girip 200 gram peynir, yarım ekmek alıp 150 lira ödediğimde, dönüp şuna bakıyorum:
Bu ülkede kişi başı gelir 503 bin TL miymiş?
Kusura bakmayın ama…
…Sanki hırsız var diye bağırasım geliyor!
