Türkiye’de değişmeyen tek şey var:
Yalanın itibar gördüğü, gerçeğin cezalandırıldığı bir düzen.
Ekonominin battığını söyleyene değil, batırana hesap sorulması gerekirken;
Bizde tam tersi olur.
Gerçeği söyleyen içeri girer, hatayı yapan koltukta oturur.
Ekonomi uçuyorsa, neden millet sürünüyor?
Her gün “rekor kırdık” diyorlar.
Evet doğru, rekor kırdık:
Enflasyonda rekordu.
Pahalılıkta rekordu.
Borçta rekordu.
Hayat standardının çöküşünde rekordu.
Madem ekonomi bu kadar iyi, o zaman neden vatandaş markete gidince depresyona giriyor?
Niye maaşlar eriyor?
Niye orta sınıf diye bir şey kalmadı?
Çünkü rakamlarla oynayabilirsiniz ama hayatla oynayamazsınız.
Siyasette gerçek yok, sadece tribün var
Ülke yönetmek, futbol takımını tribüne oynamak değildir.
Ekonomiyi “algı yönetimiyle” düzeltemezsiniz.
Yargıyı “talimat yönetimiyle” güvenilir kılamazsınız.
Ama ısrarla deniyorlar.
Neden?
Çünkü hesap verebilir bir düzen kurmanın bedeli ağır:
Liyakat gerekir.
Şeffaflık gerekir.
Sorumluluk gerekir.
Ve maalesef bunların üçü de mevcut sistemin alerjisi.
Eleştiriye tahammül edemeyenler ülke yönetemez
“Bu ülkenin en büyük sorunu muhalefet değil, cehalete tapanlardır.”
Hangi siyasi partiye oy verdiğiniz önemli değil.
Önemli olan şu:
Sorunları dile getirenleri susturmakla hiçbir şey çözülmez.
Bu sadece yangını halının altına süpürmektir.
Ve kusura bakmayın ama halının altı artık kül oldu.
Gerçeği susturursunuz ama yok edemezsiniz
İsterseniz bin gazeteciyi içeri alın,
On bin tweet’i silin,
Yüz bin eleştirmeni susturun…
Ama pazar tezgâhındaki fiyat etiketini susturamazsınız.
Doğalgaz faturasını susturamazsınız.
Kirayı susturamazsınız.
Onlar her gün bağırıyor:
“Bu düzen işlemiyor!”
Gerçek, bir gün mutlaka kapıyı çalar.
Soru şu:
O kapı çaldığında yüzleşmeye hazır mısınız, yoksa yine saklanacak bir bahane mi arayacaksınız?
