Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Halil FERAH
Halil FERAH

Yeni seçmen doğdu, peki siyaset uyanacak mı?

Geçenlerde yazarları okurken bursaport.com sitesinde karşıma çıktı; bir dönem birlikte çalıştığım Necati Kartal’ın yazısı…
Cümleleri o kadar süslü, o kadar derinlikliydi ki, neredeyse her satırı Türkiye’nin son 70 yılının özetiydi.
Bir yerde durup düşündüm: “Evet,” dedim, “artık o eski Türkiye yok.”

Bu ülke yıllarca aynı ezberi tekrarladı:
“Türkiye yüzde 65 sağ, yüzde 35 sol oya sahiptir.”
O denge, Cumhuriyet’ten bugüne kadar gelen kırsal–kentsel farkın sonucuydu. Ama o Türkiye, artık tarih oldu.

Kırsaldan kente göç, kentleşemeyen kentler

Köyde doğan seçmen daha muhafazakâr, daha gelenekçiydi. CHP’nin o bölgelerde aldığı oy yüzde 10–15’lerde kalırken, sağ partiler (DP, AP, ANAP, DYP, AKP) yüzde 80’lere kadar çıkıyordu.

Kentte ise tam tersiydi: daha seküler, daha eğitimli bir seçmen vardı.

Sonra 1990’larda büyük göç dalgası başladı. Kırsal nüfus kentlere aktı ama kentleşmedi; kentler büyüdü ama kentlilik büyümedi. Ve o meşhur yüzde 65–35 dengesi 2010’lara kadar inatla sürdü.

Merkez sağ çöktü, merkez sol dondu

Bir dönem Türkiye’yi ayakta tutan “merkez sağ” Cumhuriyetçi-seküler çizgi zamanla yerini daha radikal, daha dini bir söyleme bıraktı. Böylece siyaset, kendi merkezini kaybetti. Artık ne sağ eski sağdı, ne sol eski sol.

Ama hayat yerinde durmadı. Kente göçen muhafazakârların çocukları kentli oldular. Yeni kuşak artık başka değerlere inanıyor: adalet, liyakat, özgürlük, fırsat eşitliği, çevre, ifade hakkı…

Yeni seçmen başka bir dünyada yaşıyor

Bugün 20’li yaşlardaki bir seçmen, siyasetçinin mitingde bağırarak söylediği cümleyi dinlemiyor. O, kendi gündemini TikTok’ta, YouTube’da, Twitter’da kuruyor. Sloganlara değil, samimiyete bakıyor. Bağıranı değil, dinleyeni seviyor.

Yeni seçmen “benim adıma konuşan” değil, “beni anlayan” siyaset istiyor. Bir kurtarıcı değil, ortak akıl arıyor.

Siyaset eski kasetle yeni seçmeni ikna edemez

Bugünün siyasetçisi hâlâ 1980’lerin miting dilini kullanıyor. Hâlâ “milli ve manevi değerler” diyerek korku üretiyor, ya da “laiklik elden gidiyor” diyerek karşı tarafı konsolide ediyor. Oysa bu yeni seçmen, ne bu tehditlerden korkuyor ne de bu ezberlerle oy veriyor.

Yeni seçmen, değerlerle tanımlanıyor. Kime oy vereceğine ideolojisine göre değil, ahlakına, tutarlılığına, samimiyetine göre karar veriyor.

Yeni siyasetçinin altı şartı

  1. Samimi olacak.
    Rol yapmayacak. Halkla “aynı cümle içinde” konuşacak.
    Bu çağın seçmeni, bağıranı değil, dinleyeni istiyor.
  2. Hesap verebilir olacak.
    “Bana güvenin” dönemi bitti.
    Artık herkes “hangi veriye dayanarak konuşuyorsun?” diye soruyor.
  3. Ekip siyaseti yapacak.
    Yeni çağ, tek adam çağı değil; ekip çağı.
    Lider, çevresindeki akıllı insanlardan korkmayacak.
  4. Dijital dili bilecek.
    Ama bunu “fotoğraf paylaşmak” zannetmeyecek.
    Dijital varlık, görünmek değil, etkileşim kurmaktır.
  5. Değer siyaseti yapacak.
    Yeni kuşak ideolojik değil, etik düşünüyor.
    “Bu insan neye inanıyor?” sorusu her şeyin önünde.
  6. Kutuplaştırmayacak.
    Çünkü bu toplum, artık kavgadan bıktı.
    “Biz-onlar” değil, “hepimiz” diyen bir dil arıyor.

Toplum değişiyor, siyaset geride kalıyor

Kırsal muhafazakârlık yaşlanıyor; şehirli, eğitimli, özgürlükçü kuşak büyüyor. Artık kimse “devlet ne derse o” demiyor. Tam tersine: “Devlet bana ne sunuyor?” diye soruyor.

Siyaset bu yeni soruya hâlâ cevap veremiyor. Çünkü hâlâ eski reflekslerle hareket ediyor.
Ama unutmasınlar: sosyoloji, siyasetten daha güçlüdür. Sosyoloji seçim takvimine göre değişmez; ama seçim sonuçları, sosyolojinin yönüne göre değişir.

Son söz

Türkiye’nin seçmeni değişti.Artık daha şehirli, daha eğitimli, daha adalet talepkârı bir seçmen var. Bu seçmeni 2000’lerin diliyle ikna etmek mümkün değil.

Yeni seçmen maraton koşuyor. Uzun soluklu, istikrarlı, dayanıklı… Ama siyasetçiler hâlâ 100 metrelik bir koşuya hazırlanıyor: bağırarak, nefes nefese, kısa mesafede var olmaya çalışarak.

Bu yeni maratonda öne geçmek isteyen siyasetçinin yalnızca hızını değil, nefesini, vizyonunu ve karakterini yenilemesi gerekiyor.

Çünkü artık mesele sadece “seçimi kim kazanacak?” değil, yarışı kim tamamlayabilecek?


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER