TBMM’nin açılışındaki fotoğrafları hatırlayın. Tam da bu fotoğrafın üstüne “yeni anayasa” çıkışı ortada duruyor. Ama nasıl? Halka sormadan, toplumsal mutabakat aramadan, “biz yazarız, siz kabul edersiniz” mantığıyla. İşte sorun burada başlıyor.
Meşruiyet Yoksunluğu
Halkın onayı olmayan bir anayasa, daha ilk günden sakattır. Meşruiyeti olmaz. Dayatmayla hazırlanmış bir metin, iktidarın ömrüyle sınırlı kalır. İlk fırsatta tartışmaya açılır, değiştirilmek istenir.
Ayrışmayı Derinleştirmek
Zaten kutuplaşmış bir toplumu daha da böler. Ortak payda olması gereken anayasa, ayrışmanın sembolü haline gelir. Toplumun yarısını yok sayarak kalan yarısını da yönetemezsiniz.
Dünya Ne Görür?
Dışarıdan bakıldığında tablo çok nettir: “Türkiye, demokratik standartlardan uzaklaşıyor.” Sonuç: Uluslararası itibarda kayıp, ekonomide belirsizlik, yatırımcı için artan risk.
Hukuk Güvenliğini Bitirmek
Katılımcılıktan uzak bir anayasa, hukuku da istikrarsız hale getirir. Mahkemeler sürekli tartışmaların gölgesinde kalır, vatandaşın devlete güveni zedelenir.
Sonuç: Kriz Belgesi
Toplumun yarısını dışlayarak yazılan bir anayasa, kriz belgesinden başka bir şey olamaz. Kalıcı olmaz, barış getirmez, istikrar sağlamaz. Her iktidar değişiminde yeniden yazılmak istenir.
Oysa çözüm çok basit: Bu ülkenin yeni bir anayasadan önce ihtiyacı olan şey, ortak akıl ve toplumsal mutabakattır. Halka sorulmadan yapılacak her anayasa girişimi günü kurtarır, ama yarını batırır.
Çünkü halkın onayı olmayan hiçbir anayasa yaşamaz.
