Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Pınar Ersoy KORKMAZ
Pınar Ersoy KORKMAZ

Dünyanın Duymazdan Geldiği Çığlık

Uluslararası Sessizlik: Lata Neden Dünyanın Gündemine Hiç Giremedi?

Gökyüzünün en savunmasız olduğu bir anda vurulmuş bir helikopterin dumanı, yalnızca Abhazya’nın dağlarına değil, dünyanın vicdanına da çökmeliydi. Fakat o duman, geniş dünyanın ufkuna hiç ulaşamadı. Lata, bir halkın içindeki en kırılgan anın adı olarak kaldı; fakat uluslararası kamuoyunun hafızasında hiçbir zaman bir dosya numarasına bile dönüşemedi.

Bu sessizliğin nedenleri, tıpkı Lata’nın dağlarına sinmiş sis gibi; katman katman, ağır ve çözülmesi zor bir yapı oluşturuyor. Oysa tüm dünya halkları için olması gereken unutmak değil; yaşananı insanlık hafızasına nakşetmek değil midir Aynı insanlık suçları yeniden yaşanmasın diye?

Tanınmayan Bir Toprağın Tanınmayan Acısı önemli değil mi dünya için? Devletlerin haritalarla ölçülen bir meşruiyet bilimi mi var? Ya da başka bir deyişle bu bilim, insani acıları değil, sınırları mı konuşuyor? Eğer bu böyleyse ne yazık ki Abhazya’nın “tanınmamış” statüsü, Lata’nın yasını da görünmez kıldı.

Uluslararası sistemde adı olmayan bir yerin acısı da kayda geçmez; çünkü hukuk, diplomasi ve medya çoğu zaman yalnızca “tanınmış” olanın hikâyesini duyabilir ve yazabilir. Lata köyünde düşen helikopter de böylece, dünya düzeninin kör noktalarından birine düştü: hafıza haritalarının dışına itildi.

Jeopolitik Durgunluğun Gölgesinde Kalan İnsan Hikâyeleri tıpkı Lata Trajedisinde olduğu gibi tüm dünya tarafından görmezden gelindi, yok sayıldı. Sanki hiç yaşanmamış gibi kimse dillendirmedi yaşananları. Unutulup gitmesi istendi. Hafızalardan silinmesi, tarihte hiç yaşanmamış sayılması…

Oysa 1992 1993 yıllarında Gürcistan ile Abhazya arasında yaşanan savaşta birçok savaş suçları işlendi. Bunlardan biri de Tquarçal Bölgesinden havalanan ve kuşatma bölgesinden çıkarılmak üzere üçü mürettebat olmak üzere seksen beş sivili taşıyan helikopterin Lata Köyü üzerinde Gürcistan kuvvetleri tarafından füzeyle vurularak düşürülmesiydi. Üstelik tüm koşulları Gürcistan Hükümeti’ne ve Gürcistan Kuvvetlerine bildirilmiş, mutabakat sağlanmıştı. Tarih 14 Aralık Pazartesi gününü gösteriyordu. Bile bile seksen beş sivile mezar oldu Rus helikopteri. Seksen beş sivil yanarak can verdi. Hepsi de tanınmaz hâldeydi. Üstelik helikopterdekilerin hepsi masum sivillerdi.

Kafkasya, büyük güçlerin satranç tahtasıdır; taşların gölgesi, insanların gölgesinden hep daha büyük oldu bu bölgede. Oysa buradaki halklar çok bir şey istememişlerdi. Tüm dünyadaki insanlar ne istedilerse Kafkasya’dakiler de aynı şeyi istediler; özgürlük… Tıpkı Abhazya’da olduğu gibi. Ama ne yazık ki Rusya’nın etkisi, Gürcistan’ın konumu, Batı’nın çıkarları… Bu denklemin içinde Lata yalnızca küçük, silik bir nokta gibi kaldı. Devletler enerji hatlarını, askeri dengeleri, bölgesel pozisyonları konuşurken; içinde çocuklar olan bir helikopterin yere düşüşü diplomatların masasında konuşulmadı bile.

Böylece Lata, uluslararası siyasetin gürültülü koridorlarında sesini duyuramadan kayboldu; elitlerin gölgesinin altında kaldı.

Medyanın Işığı Nerede Durursa Dünya Orayı Görür. Dünya basınının bir ritmi vardır; o ritim çoğu zaman metropollerin, güç merkezlerinin attığı adımlarla belirlenir.

Kafkasya, medyanın gözünde uzak, karmaşık ve “okuyucusu az” bir coğrafyaydı. Balkanların patlayan bombaları, Orta Doğu’nun yanan şehirleri, Afrika’nın derin krizleri arasında Lata’nın dumanı uluslararası manşetlere ulaşamayacak kadar hafif görüldü.

Oysa bir çocuğun düşen oyuncak ayısının ağırlığı bile bir halkın hafızasını sarsmaya yeter.

Fakat medya, acının ağırlığıyla değil, acının pazarlanabilirliğiyle ilgilenir; Lata da bu acı ekonomisinin dışında kaldı.

Belge Olmayan Acı, Dünyada Çoğu Zaman Gerçek Sayılmaz Bir trajedinin dünyaya ulaşması için yalnızca yaşanmış olması yetmez; belgelenmiş olması gerekir.

Lata’da kamera yoktu.

Raportör yoktu.

Uluslararası kuruluşların ulaşabileceği açık yollar yoktu.

Tanıkların sesi yıllar içinde dağıldı; arşivler Gürcistan tarafından yakıldı. Belgeler hiç ortaya çıkmasın diye türlü zulüm yapıldı.

Bu nedenle Lata, hakikatin en sahici biçimi olan “sözlü hafıza”da yaşadı, fakat uluslararası kurumların talep ettiği “kanıt estetiğine” bir türlü sığmadı.

Böylece acı gerçek, belge eksikliği yüzünden dünya tarafından yarım bir hikâye olarak görüldü.

Anlatı Rekabetinin İçinde Kaybolan Bir Çığlık Savaş dönemlerinde hakikat çoğu zaman tarafların çarpışan anlatıları arasında sıkışır.

Gürcistan Hükümeti’nin akıl almaz suçlamaları, Abhazya’nın sesini duyuramaması, tüm dünyanın AbhazYa’ya kulak tıkaması gibi nedenlerden dolayı Uluslararası kuruluşlar, bir tarafı açıkça suçlar görünmekten çekindi; böylece olayın etik ağırlığı politik tereddütlere kurban edildi.

Sonuçta Lata, “temkinli raporların dipnotunda” sıkışıp kaldı.

Küresel Hafızanın Bedeninde Yer Açmak Zordur. Dünya hafızasının da bir sınırı var; bazı acılar derin yaralara dönüşürken, bazıları küresel belleğin kıyısına mahkûm olur.

Bu seçim çoğu zaman insani değil, siyasidir.

Kimi trajediler sembolleşir, anıtlaşır, yıllık anma günleriyle güçlenir…

Kimi trajediler ise bir halkın kendi iç çığlığı olarak kapanır.

Lata, işte bu ikinci kaderin içine düştü:

Dünya için bir “olay”, Abhaz halkı için ise kapanmayan bir yaraya dönüştü.  Sonuç: Sessizlik de Bir Politikadır. Lata’nın uluslararası kamuoyunda yankı bulamaması, yalnızca bir unutkanlık değil; uluslararası düzenin hangi acıları duyup hangilerini duymayacağına dair bilinçli ve yapısal bir seçimin sonucudur.

Bu nedenle Lata’yı yazmak, bir trajediyi anlatmaktan öte; sessizliği sorgulamak, hafızayı yeniden kurmak ve dünya haritalarının dışına itilen bir acının insanlık vicdanındaki yerini ısrarla hatırlatmaktır.

Çünkü bazen en büyük suç, yaşananı görmemek değil; görmezden gelmektir.

YAZARLAR
TÜMÜ